Milletlerarası özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun
5718 sayılı Yeni Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, 27.11.2007 tarihinde kabul edilmiş olup, 12.12.2007 tarihli ve 26728 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 66 maddeden oluşan yeni kanun, 48 maddeden oluşan mülga kanuna göre konuları daha kapsamlı olarak düzenlenmiştir. Artan milletlerarası ilişkiler, 2675 sayılı kanunun yetersiz kaldığı hususları gidermek, Avrupa Birliği üyeliği yolunda mevcut düzenlemelerin Avrupa Topluluğu Tüzüğü ve çalışmaları devam eden Avrupa Tüzüğü gibi Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu hale getirilmesi, 2002 yılında yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu’nda getirilen yeni müesseselere paralel düzenlemeler yapmak, La Haye Nafaka Sözleşmesi gibi bazı sözleşmeler nedeniyle 2675 sayılı kanun ana kanun olmaktan çıkarak istisnai durumlara uygulanır bir kanun haline geldiğinden uygulanabilirliği sağlamak amaçlarıyla 2675 sayılı kanunun değiştirilmesi gerekli görülmüştür. Maddeler incelendiğinde;
BİRİNCİ KISIM – MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK
BİRİNCİ BÖLÜM - GENEL HÜKÜMLER
“Kapsam” başlıklı ilk madde değiştirilmemiştir.
· “MADDE 1 (1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir. (2) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.”
Daha önce 3 fıkra halinde düzenlenen “Yabancı Hukukun Uygulanması” başlıklı 2. madde;
· “MADDE 2 (1) Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular. Hâkim, yetkili yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir.
(2) Yabancı hukukun olaya ilişkin hükümlerinin tüm araştırmalara rağmen tespit edilememesi hâlinde, Türk hukuku uygulanır.
(3) Uygulanacak yabancı hukukun kanunlar ihtilâfı kurallarının başka bir hukuku yetkili kılması, sadece kişinin hukuku ve aile hukukuna ilişkin ihtilâflarda dikkate alınır ve bu hukukun maddî hukuk hükümleri uygulanır.
(4) Uygulanacak hukuku seçme imkânı verilen hâllerde, taraflarca aksi açıkça kararlaştırılmadıkça seçilen hukukun maddî hukuk hükümleri uygulanır.
(5) Hukuku uygulanacak devlet iki veya daha çok bölgesel birime ve bu birimler de değişik hukuk düzenlerine sahipse, hangi bölge hukukunun uygulanacağı o devletin hukukuna göre belirlenir. O devlet hukukunda belirleyici bir hükmün yokluğu hâlinde ihtilâfla en sıkı ilişkili bölge hukuku uygulanır.”
şeklinde 5 fıkrada düzenlenmiş ve ilk iki fıkra aynen muhafaza edilerek, önceki düzenlemede her türlü hukuki ihtilaf için uygulanacak yabancı hukukun kanunlar ihtilafı kurallarının başka bir hukuku yetkili kılması halinde bu hukukun maddi hükümlerinin uygulnamasını öngören 3. fıkrada, yabancı hukuk kanunlar ihtilafı kurallarının sadece “kişi hukuku” ve “aile hukuku” kapsamında uygulanacağı ifade edilerek, önceki düzenlemenin aksine yabancı hukukun uygulama alanı daraltılmıştır. Böylece mahkemelerin yabancı hukuku araştırma konusunda yaşadıkları güçlüklerin önüne geçilmek istenmiştir.
Ayrıca milletlerarası özel hukukta tarafların “uygulanacak hukuku seçme” imkanının daha da yaygınlaştırılarak uygulanması amacıyla yeni eklenen 4. fıkrada, tarafların uygulanacak hukuku seçmiş olmaları halinde “açıkça” seçilen hukukun uygulanacağı ifade edilmiştir. Böylece taraflarca aksi öngörülmedikçe, seçilen hukukun maddi hükümlerinin uygulanması kabul edilmiş ve doktrinde de kabul edilen bu görüş kanunlaştırılmıştır.
Son fıkrada ise, ABD, Kanada, Avusturya, İsviçre, Avustralya gibi her bölgesinde farklı hukuk düzeninin uygulandığı federal yapıdaki devletlerin hukukunun uygulanacağı durumlarda yaşanabilecek hukuksal kargaşanın önüne geçebilmek amacıyla açıkça düzenleme yapılması gereği duyulmuş ve uygulanacak hukukun belirlenmesinde, ilk olarak bizzat o bölgenin hukuk düzenine bakılacak, belirleyici bir hükme ulaşılamazsa “en sıkı ilişkili olunan bölge hukuku” (Eyalet, Canton,Länder vb.) uygulanacağı ifade edilmiştir.
Madde 3, “Değişken İhtilaflar” başlıklı madde de yapılan yeni düzenlemede, ikametgah kavramı yerine “yerleşim yeri” kavramının tercih edildiği görülmektedir. Yabancı dilde “domicile” olarak ifade edilen ikametgah kavramı yerine Türk Medeni Kanunu’nda ifade edilen şekilde “yerleşim yeri” kavramını getirilmiş ve madde gerekçesinde bu konunun yaratacağı kargaşaya karşı bilinçli olunması hususunda uyarıda bulunulmuştur. Zira yerleşim yeri İngiltere’de “establisment”, ikametgah ise “domicile” olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu kavramları içeren çeviri ve çalışmalarda bu hususa dikkat edilerek değerlendirilmelidir.
NOT : Bu değişiklik kanunun genel metninde de aynen ele alındığından tekrar değinilmeyecektir.
· “MADDE 3 (1) Yetkili hukukun vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esaslarına göre tayin edildiği hallerde, aksine hüküm olmadıkça, dava tarihindeki vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esas alınır.”
__________________